24 Kasım 2017 Cuma

3.Kuşak Mübadilin belleğinde Dedesi -2

16 Haziran 2012, 16:17
3.Kuşak Mübadilin belleğinde Dedesi -2
Alanur Özalp
Verem salgını o günlerde çok yaygın olduğu için gittiği yerlerde bu konuda bilgisine başvurulmuş. Bazen insanların gönlünü yapmak için çantasında verem için ilaçlarda bulundururmuş. Bazen sıtmalı kişilere rastlar onlara kinin verirmiş. Yani ayaklı bir hizmet veriyor. Anneanne hep şikâyet edermiş sen hastalarını bizden ailenden, çocuklarından çok seviyorsun. Bize göstermediğin ilgiyi, vakti ayırıyorsun demiş. Büyük dedemiz buna şöyle cevap verirmiş. Bu vatana vatan borcumuz var. Devletimiz bize maaş veriyor. Bu bir seferberlik, ben son nefesime kadar bu görevi milletim için ve acılı, kör olma tehlikesiyle karşı karşıya olan insanlarım için yapıyorum demiş. Salgını tamamen bitirene kadar dik bir dağ varsa oraya da tırmanıp oradaki insanlara da ulaşacağım demiş. Hep at üstünde olduğu için bazen atının üstünde uyur kalırmış. Bazen de karşısına hırsızlar çıkar ondan para talep ederlermiş. Bu kişilere kendi görevini anlatır. Sonra da en tehlikeli hırsızların gözlerinde trahom var mı diye kontrol edermiş. Bu konuda onu eleştiricilere kızar, tepki gösterir. Bir kişide böyle hastalık kalırsa, yayılır ve hızla hepimizi tehdit eder diye hararetle anlatırmış.Devletin ona verdiği atına çok iyi bakmak istermiş.Anneanne eve çocuklarına getireceği para ile atına en iyi samanları alır.Atıyla insan gibi konuşurmuş.Kendisi yemez ama atını hiç aç bırakmamaya çalışırmış.Bizlere anneannenin söylediği hep vatana,millete ve Atatürk’e kendisini sorumlu hisseden bir kişi olduğudur.Bu vatan bizi kabul etti.Bizde ona olan vatan borcumuzu ödemeliyiz dermiş.
Sinop’u çok severmiş.Görevini çok severmiş.Nerede hasta olduğunu duysa gece,gündüz açım,tokum demez derhal koşarmış.Pek çok kere yemek yemeyi unuturmuş.En değerlisi de hastanın gözü irinli,gözü akıyor,gözü kapanmış gibi çok zorlu durumlarda hiç iğrenmez hemen tedavi için ne gerekiyorsa yaparmış.Bazen kişiler onun bu cesaretini överlermiş.Bu durumdan anneanne çok etkilenirmiş.İşten geldiğinde hep ellerini,üstünü yıkattırırımmış. Hatta tüm elbiseler kaynatılır. Kızgın ütü ile ütülenirmiş. Bazen ikinci bir kıyafet olmadığı için dede çıplak giysiler kurusun diye bekler, hasta takibine geç kalır kızarmış. O dönem 1.dünya savaşından çıkmışız 2.dünya savaşı başlamış. Açlık ve yoksulluk var. Parasızlık var. Aile Selanik’ten şehir yerinden gelmiş burada kırsalda yaşamı sürdürmek anneannenin çok zoruna gidiyormuş. Zaman zaman keşke orada kendi evimizde kalabilseydik diye eseflenirmiş. Amacı tüm çocuklarını yüksek okula gönderebilmekmiş. Hepsinin yüksek okuldan mezun olması için evde bir seferberlik havası esermiş. Anneanne çocuklarına hiç ev işi yaptırmaz hep o yapar, yorulur. Dede ona niye kocaman kızların var onlar yapmıyor deyince onlar okuyorlar. Ders çalışmaları lazım dermiş. Evde ilaç ve kitaplardan oturacak yer bile bulunmazmış. Hep çocukları nasıl okuturum üniversiteyi nasıl bitirttiririmin konuşması yapılırmış. Dedem annemin doktor olmasını çok istiyormuş. O dönemde tıp tahsili uzun bir tahsil olduğu için annem hukuk okumak zorunda kalmış. Hep keşke okuyabilseydim derdi. Çocuklarından iki tanesi parasız yatılı imtihanını kazandıklarında evde bayram yapılmış.Onlar yatılı okuyacakları için evden 2 boğaz eksilecek.Ve geçim biraz kolaylaşacak diye düşünmüşler.Ailem kız çocuklarının okutulması konusunda çok hassasmış.Anneanne ben okuyamadım.Eğer zor şartlar ve fakirlik olmasaydı bende okumuş olmak isterdim.Okumuş insanın hali başka derdi.Siz onun böyle demesine bakmayın kendisi çok iyi bir terziymiş.Çok güzel elbiseler dikermiş.Gördüğü bir modeli hemen hafızasında geliştirir.O gün sabah kumaşı alır keser o gün akşam kıyafeti hemen giydirirmiş.Kıyafetle kalmaz takısını anında tasarlarmış.Sadece kıyafetle kalmaz kendisi evde yastıklar boyarmış.Ve yağlı boya ile boyadığı bu yastıklarda kendisi çiçek meyve resimleri yaparmış.Ayrıca en sevdiği güzel,tuvaletleriyle resimlediği prenses resimli yastıkları ilmiş,İstanbul’da o devirlerde daha yağlı boya yastıklar yok.Herkes bu yastıkları görünce hayretlere düşermiş.Kendisine Fransa’dan moda mecmuaları getirttirirmiş. Bu mecmuaları gözü gibi saklarmış. Dışarıya diktikleri elbiselerin büyük bir ünü varmış.Kendisi gelinlik diktiğini anlatırdı.Kendi üç kızına öyle yaratıcı ,modern,hiçbir yerde görülmemiş kıyafetler dikermiş.Herkes onun diktiklerine bakar ondan kopya çekermiş.Dedenin hastalara gittiği ve günlerce gelmediği olurmuş.Dede bazen de atla tırmanamadığı yerleri yürüyerek tırmanırmış.Bu durumda ufak yaralanmalarla sık sık karşı karşıya kalırmış.Kendisi bu düşmeleri veya bitkilerin vücudunu çizmesini eve döndüğünde anlatırmış.Dede çoğunlukla doğada bir yerden bir yere gittiği için yılanlarla karşılaşırmış.Yanında yılan ısırmalarına karşı ilaç taşırmış.Bunu gittiği yerlerde bu gibi tehlikelerle karşı karşıya gelen kişilere de verir ve il müdahaleyi hızla yaparmış.Kendisi devletin ona verdiği ilaçları yazar .Gittiği yerleri ve orada kaç kişiye müdahale yaptı.Ve o kişilere bir daha gidecek mi bunları o günün bilgisayarı defterine kaydedermiş.Bir ve yeniden uğradığında o evin çocuğu varsa ona şeker götürmeyi unutmazmış.İhtiyarlarla sohbet eder.Onların ileri yaşlarına rağmen çalıştıklarını görür.Yanlarına gider bir sorunları olup olmadığını sorar bazı durumlarda onları atının terkisine atar en yakın sağlık merkezine veya şehre götürür,tedavisini yaptırıp köyüne getirirmiş.Eşine ben de böyle son günüme kadar çalışacağım dermiş.Atını okşar ,dağlarda yalnız uyumak zorunda kaldığında ona hikayeler anlatır,onunla konuşurmuş.Atın onu dinlediğini ve verdiği komutları yerine getirdiğini herkes bilirmiş.Atının burnunda geniş bir beyaz leke olduğunu bu lekesinin onu daha güzel gösterdiğini anneanne anneme anlatırmış.O bölgede olan batıl inançlara çok sinirlenir.Üzülür,bunların doğru olamayacağını anlatmak için elinden geleni yaparmış.Uzun uzun konuşur,örnekler gösterirmiş.Çoğunluklada o kişilerin gönüllerini kazanırmış.Özellikler hastalıkların hijyene dikkat etmemekten olduğunu uzun uzun her gittiği yerde anlatırmış.Ve kendisi hasta kişilerin gözlerine damla damlatılmasından önce ellerini sabunla birkaç defa mutlaka yıkarmış.Ve bu konunun ne kadar önemli olduğundan bahsedermiş.Gözlerinde akıntı olan kişilerin gözlerine ellerini sürmemelerini ve sürdükten sonra yine mutlaka yıkamalarını anlatırmış.Ve bir gözünden akan cerahate elini süren kişinin bir başka kişi ile el sıkışmamasını söylermiş.Çocukların aileleri ve yetişkin kişiler tarafından korunması gerektiği için böyle hasta kişilerin çocukları sevmeden öncede elerini yıkamalarını istermiş.Bazı evlere giderken sabun hediye götürürmüş.
Özellikle şapkası onun kendi işini mesleğini daha iyi anlatırmış. Bu şapkayı her gün parlatırmış.Onu bir evde unutursa gece gündüz ne kadar uzakta olsa gider alırmış.Atın üzerinde hem şapkasının parlaması onu gururlandırırmış.Bu da benim kurtuluş savaşım.Milletim için der gittiği yerlerden,yaşlılardan öğrendiği hikayaleri gelir evde tüm aile bireyleri toplar,hateketlerini de yaparak anlatırmış.ve gittiği yerlerdede sizden hikaye ,öykü bilen anlatan varmıdır diye sorarmış.Böyle halk hikayelerini yazar ve saklar,yalnız kaldığında okurmuş.Böyle güzel deyişleri ,atasözlerini toplar yine defterine yazarmış.Defteri hep yanında olurmuş.Defterindeki bu güzel hikayeleri günün birinde kitap olarak çıkaracağını anneanneye anlatırmış.Kendisi okuma yazmayı hem eski yazı hem yeni yazı olarak çok iyi bilirmiş.Her gittiği yerde kişilerin kendisine inanması ,güvenip dediği tedaviyi yapabilmesi için onların mektuplarını bazen yazar bazen okurmuş.Hatta tedavi için gittiği yerlerde önce varmı yazılacak okunacak mektubunuz diyerek konuya girermiş.O zamanlar karadenizde yerleşimler birbirinden uzak ve hep tepelerin ucundaymış.Bu durumda ev halkını korumak için evlerde duvarda asılı hep bir silah olurmuş.Kendisi anneanneye hep şöyle söylermiş.Birgün bir hasta yakını beni kaşımın üstünden vuracak.Pek çok tedavi için gittiğim evde önce silajla karşılanıyorum.Bu durum beni korkutuyor.Ama bazı yerlerde kendisi tedavi için gitmeden önce yerel yöneticilerden rica eder bir çığırtkan çıkarırmış.Kendisi çığırtkan duyurmuşta olsa pek çok kişi beni tedbirle karşılıyor dermiş.O devirde bazı kişiler yine savaş çıktı bizim oğlumuzu askere almaya geldi sanır korkarmış.Bazı kişiler de devlet memuru yine vergi isteyecek diye endişe edermiş.Kendisi ben sizden hiçbir şey istemiyorum.Ben size vermek için geldim dermiş.Hizmetinin bir devlet hizmeti olduğunu anlatır.Ve ücretsiz olduğunu söylermiş.Kişiler çoğunlukla inanmazlarmış.Bazen de çok sevinir,memnun olur ona yiyecekler ikram ederlermiş.Bu ikramlarla yetinmezler yanına da heybelere doldurup yolda yemesi için yine yiyecekler verirlermiş.Bazen para ,altın vermek isteyenler olurmuş.Ona dua eden ,eline ayağına kapananlar olurmuş.Göz yaşları sel olur akarmış.Dedemde ağlarmış.Kendisini tutamaz hıçkırıklara boğulurmuş.Bazen devletimiz bu dağın başında bile bize ulaştı bizi buldu bizi biliyor,düşünüyor diye sevinirlermiş.Bunu kutlamak için havaya ateş ederlermiş.Tehlikeli durumlar için dedenin de çiftesi varmış.Bunu atının terekesinde bulundururmuş.Kendisi silahın atında olmasını bile istemezmiş.Ben sağlık memuruyum niye silahım olsun dermiş.Devletin zorunda tuttuğu için yanına alır bazen de evde bırakırmış.Yanına aldığında bir gün bir kişi silahını çalmak istemiş.Onu tatlı diliyle vazgeçirmiş.Bu bize zimmetlidir,sen onu alırsan bunun parasını benim ödemem gerekiyor.Bendede para yok.Bak ben bu parayı çocuklarımın rızkından ödeyeceğim.Gel sen silahı geri bana ver.Ben başka insanları kurtarmak için trahomla savaşıma devam edeyim diyerek hırsızın gönlünü yapıp silahını geri almış.
Bazense yolunu kesip kendisinden para, altın isteyen soyguncularla karşılaşırmış.Onlar onu arar altın veya dişe dokunur parası olmadığını görünce onu serbest bırakırlarmış.Oda hemen soyguncuların gözlerini kontrol eder.Damla damlatılması gereken varsa damlayı damlatır.Neler yapması gerektiğini anlatır ve eğer dağlardaki başka hasta arkadaşları varsa onlarında kendisini bulabilmeleri için gideceği güzergahı çizer ellerine verirmiş.Ve kendilerini bu hastalık çok bulaşıcıdır.İnsanı kör eder.Lütfen bildiğiniz ,tanıdığınız kişilerde varsa söyleyin gidip tedavisini yapayım dermiş.Muhtara gider köy halkını meydana toplattırır.Kendi parasıyla alıp getirdiği sabun,mum ,şeker,iğde gibi şeyleri ikram eder,hastalığı anlatır.Korunma yöntemlerini tedaviyi anlatırmış.Halk bilgisizlikten hastalarını saklarmış.Birde alacaklar ve gidecek bir daha dönmeyecek diye onu evlerine kabul etmezlermiş.Kendiside devletin bir memuru,devlete şu evde şu kadar askere gitmeye uygun yaşta kişi var diye söyler diye korkarlarmış.O da bunu anlarmış ve muhtarın bulunduğu evi bulur oraya gider hastaların oraya gelmelerini istermiş.O dönemlerde askerlik gittin mi yıllar boyu gelemediğin bir hizmet olduğu için kişiler gelir bizim oğlumuzun bir gözü kör olsa askere alırlar mı diye sorarlarmış.Bununla da kalmaz bu defa eğer parmakları olmazsa yinede askere alınır mı diye sorarlarmış.Kendisinin bir sabit üniforması olduğu için üniformasının hep ütülü ve bıçak gibi bir pantolon çizgisine sahip olmak gerektiğini söylermiş.Attan iner saçını tarar ve hep traşını olurmuş.yanında ufak bir traş takımı ve bir ayna bir tarak bulunurmuş.Bazen dere kenarına gider traş olur,öyle yola çıkarmış.İnsanlar ona hep yemek ikram eder sofrasına çağırırlarmış.Ona rümeliyi özellikle Atatürk’ü sorarlarmış.Atatürk’ün evini,annesini,ailesini,okulunu anlatmasını isterlermiş.Oda dili döndüğünce önce Atatürk’ü sonrada Rumenliyi anlatırmış.Biz kendisine yetişemedik.Sadece onunla ilgili efsanelere,öykülere ve anlatılanlara yetişebildik.İnsanlara yardım edebilmek için hayatını tehlikeye atlatığını,gözünün çok kara olduğunu ,cesaret timsali olduğunu hep anlatırlar.En güzelide o hep trahom tedavisini yaparken kişilere gösterdiği yakınlığı,sevgiyi,şefkati anlatırlar.Gözü acıyacak diye damla damlatılmasını istemeyen kişileri tatlı dille gönüllerini yapar,onları tedavi ederdi.Onlar yakın çevresindeki pek çok kişiyi tedaviye getirirlermiş.Bazen de tedavi edilmek istemeyen bir kişiyi peşinden koşarak kovaladığını hep komik hikayeler halinde anlatırmış.Kendisi bir nevi sağlık memuru olduğu için özellikle kızlarının doktor olmasını istermiş.Kızlarına doktor olduğunda neler yaşayacağını keyifli öykülerle anlatırmış.Bir ailenin dedelerinin tedavisini yapmış,eve dönmek üzere atının yanına geldiğinde atın üzerinde bağlı tavuk ve horozlar görmüş.Sonra kızmış ama tedaviyi yaptığı aile onun verdiklerini almayacak olursa çok alınacağını ve evlerine onu tedavinin devamı için sokmayacaklarını söylemesi üzerine tavukları alıp eve getirmiş.Çoğu zaman görev başında aç uyuduğu olurmuş.Kendisi üzerimde yıldızlardan yapılmış bir büyük yorganım var.Ben onlara seyrediyorum.Onlar beni seyrediyor.Dertleşerek uyuyorum dermiş.Atının nalına ve hastalanmamasına çok dikkat edermiş.Bir gün atının tam önüne bir yılan çıkmış.At hemen durup yılanın atın yanında olan ona bir şey yapmasını engellemiş.Atı ile arasında duygusal bir bağ varmış.Atına hep bu vatan bizim .Vatanı bu illet hastalıktan kurtarmalıyız.Bu vatana borcumuz var.Borcumuzu ödemeliyiz dermiş.Bazen atının nallatırma ücretlerini kendi cebinden verirmiş.Çok güzel giyinirmiş.Anneannenin diktiği kıyafetleri gömlekleri giyermiş.Anneanne onun çok güzel şarkı söylediğini güzel şiir okuduğunu söyler.Öyle etkileyici bir biçimde şiirler okurmuş ki,o okurken dinleyenler duygusallaşır,ağlarlarmış.Kendisi iyi bir oymacıymış.Eve dönerken çocuklarına hep eli kolu dolu gelirmiş.Hep hediyeler ,oyuncaklar,kitaplar,akide şekerleri getirirmiş.Bazen anneanneye güzel kumaşlar getirirmiş.Anneanneye şiirler okurmuş.Aralarında güzel sohbetler ederlermiş.Sohbetlerin bir yerinde kızları nasıl okutacağız da hakim,doktor olacaklar ve de onlara bakacaklar,rahat edecekler diye anlatırlarmış.
 

    Yorumlar

GAZETE MANŞETLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

EN ÇOK YORUMLANANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

SENDE YAZ

Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

ARŞİV

Lozan Mübadilleri E Posta Grubuna Katıl

Powered by us.groups.yahoo.com

Yandex.Metrica

Instagram