17 Aralık 2017 Pazar

Batı Trakya Yollarında

03 Aralık 2017, 19:16
Batı Trakya Yollarında
Kamil Büke
“Birinci kuşak yeni yerine alışmaya çalışır, ikinci kuşak kazanmaya bakar, üçüncüsü ise köklerini aramaya çıkar!” - Ahmet Yorulmaz 
2007 yılında LMV’nin düzenlediği Tur ile Batı Trakya köylerini 4 gün boyunca gezmiştik. 2011’de ise tüm Makedonya’yı görme fırsatımız olmuştu.
2017 Haziran sonunda, 45 yıllık, İTÜ Arkadaş grubumuz ile yollara düştük. Rotamızı, Dedeağaç-Gümülcine-İskeçe-Kavala-Drama-Selanik (Yunanistan) & Manastır-Ohrid-Kalkandelen-Üsküp-İştip-Ustrumca (Makedonya) şeklinde planladık.

Konu, Batı Trakya, Ana-Baba ocağı olunca, heyecan hiç eksik olmuyor. Tekirdağ – İpsala duble yolu büyük oranda tamamlanmış ve gece 03.00’te İpsala’ya varmış olduk. Bayram sonu ve ters yönde olduğumuz için Sınır Kapılarında fazla zaman kaybetmedik. Karşı tarafta ilk uğrayacağımız şehir Dedeağaç (Alexandroupolis) sadece 30 dakika uzaklıkta olduğu için biraz oyalandık. Sabah 06’ta Dedeağaç’a vardığımızda otobüsümüzü Liman’a çektik. Neyse ki Limanın karşısındaki çarşılarda börekçiler açıktı. Ispanaklı börek-çay ile güne başladık.
Bundan sonraki hedef Gümülcine (Komotini), Yunanistan’da en çok soydaşımızın yaşadığı şehir. Gümülcine’de GTGB (Gümülcine Türk Gençler Birliği) var. 30 Ocak 1923’te Lozan’da imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ile Batı Trakya’da, Karasu nehrinin doğusunda kalan Gümülcine, Şapçı, İskeçe ve Dedeağaç şehirlerindeki Türk-Müslüman Halk yerlerinde kalmıştır. Karasu’nun batısında kalan tüm şehirlerdeki Türk-Müslüman Halk, Anadolu’daki Rum-Hristiyan Halk ile karşılıklı zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Geniş tarım alanlarının yer aldığı Gümülcine’de, Mübadele dışında, İstanbul ve Adalarda yaşayan Rumlara karşılık tutulmuş şehirlerden birisidir. Şehrin için Türk Çarşısı, Camileri ve burada gelen herkesin mutlaka uğradığı GTGB lokali var. Bizde oraya gittik ve bahçesinde orada yaşayan soydaşlarımız ile çay içerek sohbet ettik.
Gümülcine’den sonraki durağımız İskeçe(Xanthi) oldu. İskeçe’ye gidip te, İskeçe Türk Birliği (İTB) Lokaline uğramadan olmaz. Burada yıllardan beri görevde olan seçilmiş müftü Sn.Ahmet Mete’yi de makamında ziyaret ettik. Batı Trakya’ya gelen Türk Gruplarının çoğunluğunun uğramadan geçmediği müftümüz Sn.Ahmet Mete, Batı Trakya’daki soydaşlarımızı temsil eden önemli bir lider. Türk toplumunda büyük bir saygınlığı var. Bizlere kısaca Batı Trakya tarihini, Türk-Müslüman cemaatini, son güncel sorunları anlattı. İkramlarda bulundu. Bizlerde bu ziyaret ile karşılıklı görüş-moral teatisinde bulunduk. Ayrılmadan önce toplu bir anı fotoğrafı çekerek, müftülük çalışanlarına teşekkür ederek ayrıldık.
İskeçe(Xanthi), Rodoplu dağlarına yaslanmış kuruluşu M.Ö.870 yıl uzanan çok eski bir şehir. Şehir içinde dar sokaklar, eski taş ve ahşap evler arasında gezerken bunu hissediyorsunuz. 1371 yılında, Çirmen Zaferi ile Osmanlı’ya katılmış ve o günden beri Türklerin yoğun yaşadığı bir şehir. Şehir meydanındaki büyük saat kulesi 1870 yılında Hacı Emin Ağa tarafından yapılmış bir Osmanlı eseridir. İskeçe, şu aralar Şubat sonlarında yapılan kostüm Karnavalı ile çok popüler hale geldi.

İlk günkü rotamız içinde, gezimize ABD’den katılan arkadaşlarımızdan, Samsun Bafra’lı arkadaşımızın dedelerinin geldiği Sarışaban(Chrysoupoli)’daki Platamonas ve Lekani köylerine doğru anayoldan ayrılarak tırmandık. Şu anda 20-30 hanenin yaşadığı köyün yerel halkı tabii bizi ilgi ile karşıladı. Batı Trakya’lı rehberimiz sayesinde anlaşabildik. Kahvelerimizi içtik ve ilk günün sonunda konaklayacağımız Kavala’ya doğru yola koyulduk.
Kavala, benim rahmetli Babamın doğduğu yer. Mübadele sonrası burada artık sadece Yunan halkı var. Deniz kenarı liman, plajları, doğal manzarası ve Taşoz adasına yapılan düzenli feribot seferleri çok turistik hareketli bir şehir.
Kavala 1387’den 1912 yılına kadar Osmanlı idaresinde kaldı. Şehirde Osmanlı’dan kalmış birçok eser var. Şehrin içindeki Su Kemeri, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılmıştır. Eski şehire çıkarken yolun üzerinde solda  Aziz Nikolai Kilisesini görürsünüz. Aslında burası 1530 yılında İbrahim Paşa adına, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan bir camidir.
Şehirde Kavala’lı Mehmet Ali Paşanın, İmareti ve heykeli var. Osmanlı’da Mısır Valiliği sırasında, 1827 yılında  Mora yarımadasındaki Navarin limanında Müttefik donanması, Osmanlı-Mısır donanmalarını imha edince, M.Ali Paşa, bunun bedelini Osmanlı’dan çıkartmak istedi ve ordusu ile Suriye üzerinden Kütahya’ya kadar gelerek, Osmanlı’yı çok zor durumda bıraktı. Her ne kadar yaşlılığı döneminde tekrar Osmanlı Hanedanı ile barışsa da, Osmanlı ile savaşmış M.Ali Paşa’nın memleketi Kavala ve Yunanistan’da itibarı yüksek bir kişiliğe sahip. Hala eserleri ve adı güncelliğini koruyor.

Yeri gelmişken Kavalalı Hanedan’ın Türkiye’deki izlerinden de söz edelim. Mısır’ı 1950 yılına kadar 150 yıl yöneten Kavalalı Hanedanından, Osmanlı’ya önemli şahsiyetler yaşamış, kültürel ve toplumsal eserler bırakmıştır. Büyük oğlu Said Halim Paşa, 3 yıldan fazla sadrazamlık görevi yaptı. Diğer bir Osmanlı Sadrazamı Yusuf Kamil Paşa ile evlenen kızı Zeynep Hanım, Üsküdar’daki Zeynep-Kamil Hastanesini yaptırmıştır ki günümüzde bile hizmetine devam etmektedir. Kavala, her gidildiğinde çok keyif alınacak bir şehir. Kavala’dan, kahvaltı sonrası, hedef Selanik diyerek yeniden yollara koyulduk. Kavala – Selanik arası 150 Km, 2 saatte ulaşabiliyorsunuz.
Selanik’te ilk durağımız, Atatürk’ün evi. Giriş değiştirilmiş ve üst sokaktan yapılıyordu. Bu şekilde Konsolosluk bölümünden kısmen ayrılarak belki daha güvenli hale getirilmiş. Evin içinde katları gezdiğimizde, daha önceki gibi burada var olan o dönemden kalmış tüm eşyaların kaldırılmış olduğunu gördük. Onun yerine odalar da poster ve ekranlar ile daha teknolojik bir müze haline getirilmiş. Atamızın evini bu 3.cü ziyaretimiz. Ne zaman gelsem, yerli yabancı insanlar ile dolup taşıyor. Ziyaret sonrası evin karşısındaki büyük ağaçların altında oturarak çay-kahve içerek buradaki anımızı pekiştirdik.

Eski Selanik’i çevreleyen Kale’ye çıktık. M.Ö.300 y.y.’da yapılmış Kale, tüm Selanik şehrine hakim. Haziran başında Midilli’de olan 6,3 şiddetindeki depremde, deniz tabanında kavrulmuş olan kahverengi-beyaz bir hal almış deniz bitkileri çok büyük bir kitle olarak Selanik’te denizi kaplamıştı. Beyaz Kule, Aristoteles Meydanı ve balık restaurantları, taverna ve barların olduğu Ladadika Bölgesi, Selanik’te her turistin mutlaka ziyaret ettiği bölgeler.

3.gün sabahı kahvaltı sonrası rotamız Makedonya. Yunanistan ile Makedonya iki sınır kapısı var. İlk durağımız Manastır olduğu için Kaptanımız Niki kapısını tercih etti.

Makedonya gezi notlarımızı bir sonraki yazımızda sizler ile paylaşacağım.
 
Saygılarımla
Kamil Büke
 
 
    

    Yorumlar

GAZETE MANŞETLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

EN ÇOK YORUMLANANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

SENDE YAZ

Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

ARŞİV

Lozan Mübadilleri E Posta Grubuna Katıl

Powered by us.groups.yahoo.com

Yandex.Metrica

Instagram