23 Mayıs 2017 Salı

Yanya Gezisi

Yeşim Padar yazdı

09 Mayıs 2017 Salı 11:25
Yanya Gezisi
Bu sefer Yunanistan’a giderken bir arkadaşım ne planladığımı sordu. Açıkçası hiçbir zaman planlı olmadı. Orada her zaman bana farklı duygular yaşatan değişik sürprizler yaşadım. Sadece gitmemi söyleyen iç sesimi dinledim ve yola çıktım. Bu sefer de öyle oldu. Gelmeyi planlayan oda arkadaşımın işi çıktı, onun yerine mübadele ile hiç ilgisi olmayan, sağlık nedenleriyle hiç böyle uzun otobüs yolculukları yapmayan sevgili komşum Oya Hanım ile 27 Nisan akşamı Lozan Mübadilleri Vakfı’nın otobüsü ile İstanbul’dan yola çıktık.

Vakıf, Yanya’ya her sene 1 Mayıs’ta tur düzenlermiş. Çünkü yaşayan son mübadillerden, vakfın ve vakıf korosunun değerli üyesi Lütfü Karadağ’ın doğum günüymüş. Tanışmak kısmet olmadı. Yaşam dolu olgun bir insanmış Lütfü Beyamca. Geçen kış 102 yaşında vefat etti. Bu gezi onun ardından Yanya’ya yapılacak ilk geziydi. Oğlu Süleyman Bey ve ailesi de geziye katılmışlardı. Lütfü Bey çocuk olarak ayrıldığı Yanya’yı Lozan Mübadilleri Vakfı’nın gezileri ile defalarca ziyaret etmiş, doğum günlerini orada kutlamış, doğduğu evi bulmuş. O ev son yıllarda etnografik parçaların sergilendiği bir müze haline gelmiş. Dönüşte resmi tatil nedeniyle kapalı olacağından gider gitmez ziyaret edildi. Yunanlı görevliler bizi lokumlar ikram ederek karşıladılar. Vakıf yetkilileri, müze görevlileri ayrı ayrı konuşma yaptılar. Çevirileri her zamanki gibi Vakıf gönüllüsü İstanbul’lu Tanaş Bey yaptı. En son Süleyman Bey konuştu, teşekkür etti ve dedesi, babası Yanya’dan ayrılırken yanlarına aldıkları mutfak eşyalarından kalanları müzeye teslim etti. Müzede Lütfü Karadağ anısına da bir köşe yapılacak ve o parçalar orada sergilenecekmiş. Gözlerim doldu, başımı kaldırdım kalabalığa baktım, herkes ağlıyordu. Lütfü Beyamca bize mesaj vermeye devam ediyordu. Doğumunuzda siz ağlarken çevrenizdeki herkes gülüyordu, öyle bir hayat yaşayın ki öldüğünüzde gülen siz olun, ağlayan da çevrenizdekiler…
Müzeyi gezip vedalaştıktan sonra limana doğru yola çıktık. Feribota binip yaklaşık iki saat yolculuktan sonra Korfu’ya, Yunanlıların deyişiyle Kerkira adasına vardık. Yunanistan’dan çok İtalya’daymış gibi bir hisse kapıldım. Nedenini rehberimiz Eleni ile buluşunca anladım. Ada hiç Osmanlı egemenliğine geçmemiş. Adalılar Türk korkusuna İtalyanlardan yardım istemişler. İtalyanlar yardım diye gelip dört yüz sene kalmışlar. Evler, binalar o nedenle İtalyan stiliymiş. Sonra gelen Fransızlar ve İngilizler de bu mimariye sadık kalmışlar. Avrupa devletleri kendi aralarında itişip kakışırken bir ara Ruslar da bu adada söz sahibi olmuşlar. Sonunda 1864’de İngilizler tarafından Yunanistan’a verilmiş. Şu devletlerarası ilişkiler ve uluslararası politika çok ilginç bir konu. Aynı meseleleri devletler kendi çıkarları doğrultusunda öyle bir eğip bükebiliyorlar ki şaşıp şaşıp kalıyorum… Çok güzel, Yunanistan’ın diğer yerlerine göre ekonomik krizin daha az hissedildiği bir yer Korfu. Merkezi canlı, dükkanlar, kafeler cıvıl cıvıl. Özel soslu bir et yemeği var, şarapla ilgili bir kısıtlamanız yoksa yanında güzel patates kızartması ile afiyetle yiyebilirsiniz. 
Korfu’daki ikinci günümüzde önce şehitliğimizi ziyaret ettik. Konsolosluktan özel izin alınarak gittiğimiz şehitlikle ilgili internetten aşağıdaki kısa bilgiyi buldum. 
“Korfu Türk Şehitliği 1890 yılında 1.George’nin eşi Kraliçe Olga tarafından Osmanlı Devleti’ne hibe edilmiş arazide muhtelif ırktan Müslümanların defnedildiği bir Müslüman mezarlığı olarak kurulmuştur.1897 Osmanlı-Yunan Harbi, Balkan Harbi, 1.Dünya Harbi ve İstiklal Savaşı’nda Yunanistan’da ölen bazı Türk esirleri de buraya defnedilmiş olup kimlikleri ve miktarı bilinmemektedir. İçinde bir Abide ve kime ait olduğu bilinmeyen 3 şehit kabri bulunmaktadır.1924 yılında Korfu Konsolosluğumuzca onarılarak şehitlik haline getirilmiştir. 1927 yılında Korfu Konsolosluğumuzun kapatılması ile idari ve bakım sorumluluğu Pire Konsolosluğumuza 1 Ocak 1994 tarihinden itibaren de Pire Başkonsolosluğundan alınarak Atina Kıdemli Askerî Ataşeliğine verilmiştir. “
Bu şehitlik ziyareti biraz farklı bir his verdi. Çoğumuzun ailesinde o savaşlarda ölenler var. İsimleri ve nerede öldükleri bilinmiyor… Belki içimizden birileri hiç tanımadığı dedesinin mezarını ziyaret etti o gün… Ben de bu vesileyle bütün bu savaşlarda ölenler anısına Yunanistan’da bir anıt ve mezarlık olduğunu öğrenmiş oldum. Şehitliğe üç nesildir aynı aile bakıyormuş. O ailenin son temsilcisi güler yüzlü hanım ile fotoğraf çektirdim. Merak ediyor, Türkçe öğrenmek istiyormuş. Bizden kitap rica etti. Çok değerli İskender Özsoy fotoğraflar çekti. Meğer daha önce defalarca katıldığı bu tura sırf bu mezarlığı ziyaret etmek ve haber yapmak için gelmiş. 
Şehitlikten sonra Avusturya-Macaristan İmparatoriçesi Sisi’nin sarayını ziyaret ettik. Adanın diğer ucunda güzel bir öğle yemeği yedik. Kumkat oranın meşhur meyvası. Bir imalathanede klasik turistik alış veriş yapıp otele döndük. Serbest zamanda gezmeye devam edenler olmuş ama benim zaten yorgun çıktığım yolculukta pilim bitmişti, şarj olmam gerekiyordu. Akşam grup olarak bir restorana gittik. Kapıya yakın bir yerde bize iki masa hazırlamışlar. Koca salon dolacak mı derken doldu. Yunanistan’da her sene böyle üç dört günlük geziler düzenlenirmiş. Tüm ülke çapında bütün okulların düzenlediği bu gezilere katılım zorunluymuş. Gençlerin ülkelerini tanımaları, kaynaşmaları amacıyla devam eden bu projeyi çok olumlu buldum. Öğretmenlerin canları çıktı açıkçası. 15-16 yaşında gençlerin sorumluluğunu taşımak kolay değil. İçki tabii ki yok, restorandan dışarı çıkanları da tek tek takip ettiler. Gruplara katılıp oyun oynadılar. Kenarda köşede kalan asosyalleri piste çektiler. O gençlerin kızlı erkekli kendilerine güvenli hallerini görünce kendi ülkemizdeki duruma daha bir kederlendik… Bir ara Süleyman Bey ve eşi Yasemin Hanım’da gençlere katıldılar, onların meşhur bir dansını döne döne çocuklarla birlikte oynadılar. Gençlerden bulaşan güzel enerjiden memnun bir şekilde otelimize döndük.
30 Nisan sabahı erkenden Korfu’dan ayrıldık. İlk hedef önce makbul sonra maktul olan İbrahim Paşa’nın memleketi Parga’ydı. Çok güzel, küçük bir sahil kasabası. Kalesi, koyları pek göz alıcı. Sahilinde güzel bir öğle yemeği yedik Oya Hanım’la. Açık söyleyeyim Yunanistan’a gitme nedenlerimden biri de balık ve deniz ürünleri. Hem iki ülkedeki ekonomik olumsuzluklara rağmen orada hala daha ucuz hem de pişirme ve ikram daha başarılı. Parga’dan ayrılıp tekrar Yanya’ya ulaştık. Tarihi kale, kale içi, eski mahalleleri dolaştık, akşama doğru Yanya Adası’na vardık. Ada aslında çok şirin bir yer. İnsanın evlerin, dükkanların arasında kaybolası geliyor. Tarihi önemini ise Tepedelenli Ali Paşa’nın garsoniyerinden alıyor. İki ülkenin tarihinde de iz bırakmış bir kişilik Tepedelenli. Dedikodu muhtelif, herkesin Tepedelenli hikayesi kendine göre. Oraya gidince bu konuda biraz daha okumaya karar verdim. Yunanistan Osmanlı’ya isyan ederek bağımsızlığını kazandı. Gezerken bu isyanı anlatan resimleri görmek beni rahatsız etmiyor, çünkü tarihsel akışın bir parçası olarak görüyorum. Onlar da kendi açılarından yaşananları anlatıyorlar ama garsoniyerin girişindeki paşa ve torunu yaşındaki sevgilisi tablosunu, içerideki kellesinin padişaha sunulması tablosunu sunum olarak çirkin buldum. Yirmi birinci yüzyılda turistik mağazalarda hala boy boy tahta kılıç, bıçak, tabanca, tüfek satılmasını, çocukların sokaklarda oyuncak silahlarla koşuşturmasını yadırgadım. Bırakın Türk’ü, Yunan’ı insan olarak utandım… Bütün iyi niyetime rağmen bu sunumla, bakış açısıyla olumlu, insani gelişmeler sağlanabilir mi diye sordum kendime… 
1 Mayıs sabahı Yanya’dan ayrılıp Meteora’ya giderken Yunanistan’ın şirin kasabası, peynirleri ile meşhur Metsovo’ya uğradık. Ulah’lar yaşarmış orada. Romence’ye benzer bir dil konuşan, hayvancılıkla geçinen, aslen göçer bir kavimmiş. Yaşlılar ellerinde baston, başlarında kasket banklarda oturmuş etrafı seyrediyorlardı. Evler, dükkanlar tamam da ağaçlar muhteşemdi. Dağ havası, kaynak suları insanı anında diriltiyor. Yolunuz o bölgeye düşerse mutlaka uğrayın, çok şirin bir yer. Orada kısa bir molanın ardından Meteora’ya varıldı. Otobüs yukarı çıkarken benim gibi daha önce ziyaret etmiş olanlar aşağıdaki kahvede bekledik. O arada Sotiria’yı aradım. Geçen sene mübadele ile ilgili Tekirdağ Belediyesi’nin düzenlediği öykü yarışmasına katılmıştım. Sotiria’yla tanışmamı, ailesini, onları ziyaretimi anlatmıştım. Yarışma sonunda öykülerden bir kitap hazırlanmış ve benimki de kitap da yer almıştı. Kitabı Sotiria’ya elden vermek istiyordum. Sefer Bey ve Tanaş Bey ile konuştuk. Sotiria’nın kuzeni ve karısı Miranda’nın işlettiği lokantada buluşmaya karar verildi. 
Döne döne virajlı dağ yollarından geçip Miranda’nın lokantasına ulaştık. Bir otobüs dolusu mübadil bahçeye yayıldık. Güzel kekler, çörekler hazırlamışlar bizi bekliyorlardı. Çay, kahve, su servisi yaptılar. Mübadillerle mübadillerin karşılaşması tuhaf bir andı. Sotiria’nın, sırf bizi görmek için orada bekleyen komşunun Türkçesine bizimkiler şaşırdı. Bizimkilerin güler yüzlü, candan hallerine Sotiria şaşırdı. Ayşegül Hanım çiçek sordu, bir kök verdiler. Miranda Türkçe bilmiyor. Beni gösterdi, gülerek eliyle parmağında yüzük işareti yaptı. Sotiria “Seni buradan evlendirmek istiyor” dedi. Bizim grubun altın kızlarından Melahat Hanım bağırdı “aaaa olmaz, vermeyiz” Benim şaşkınlığımı hayal edin…
Otobüsü uğurladıktan sonra biz de Miranda ile vedalaştık. Önce 1 Mayıs için düzenlenen pikniğe gitmek istedik ama geç kalmıştık. Sotiria’nın akrabası Dina’ya uğradık. Bana kahve ve tatlı ikram etti. Biz otururken Dina’nın oğlu geldi. Ona geliş sebebimi, kitabı anlattım. Çok şaşırdı, çok duygulandı, memnun oldu… Genç adamın yüzüne baktım ve iyi ki bu yolculuğu yapmışsın Yeşim dedim kendime…Sırf hayatımda ilk belki de son defa gördüğüm o genç adamın yüzündeki olumlu ifade için bile değerdi... Sotiria’nın telefonu çaldı. Teodor Amca beni bekliyordu. Eve vardığımızda akülü sandalyesi ile sokağa çıkmış yolumuzu gözlüyordu. Fideler hazır, toprak bellenmiş, bahçede saksılar boyanmış, yaz hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyordu. İçeride Marina Teyze’ye sarıldım. Biraz oturup köyü gezdim, köylülerle, gençlerle sohbet ettim. Bana mübadele öncesi caminin ve çeşmenin olduğu yerleri gösterdiler. Çeşmenin temeli kalmış, başka hiç iz yok. Doksanların başında bir de deprem geçirmişler, eski evlerin çoğu yıkılmış. Türklerden kalan bir yıkık ev gösterdiler bana. Akşam serinliği başlarken eve döndük. Büyükler erken yattı. Sotiria sofrayı hazırladı. Komşusu Teodor’da elinde ev yapımı şarapla geldi. Uzun uzun sohbet ettik. Ertesi sabah beşte kalktık. Elime yine reçel kavanozları, domates fidesi verdi. Bir de dantel örmüş. Hatıram olsun dedi. Sabahın köründe beni Selanik otobüsü için Grevena’ya götürürken aniden aklıma geldi, bir an niye yazdığımı annene babana okumadım diye hayıflandım. Çünkü Sotiria güzel konuşuyor ama Türkçe okuyup yazarken zorlanıyor. Ben okudum dedi. Dura dura, yavaş yavaş, tek tek okudum…
Bizim grubu Selanik’te yakaladım. Onlar şehir turu yaparken ben otobüste kaldım. Atatürk’ün evini ilk defa görenler hayal kırıklığı ve kızgınlık içinde bindiler otobüse. 1800’lerin Selanik evi minimalist tarzda onarılmış, içindeki dönem eşyaları da çıkarılmıştı… Bomboş odalara isyan edince odalardan birine Mustafa Kemal Atatürk’ün diye bir çift terlik konulmuş!!! Yorumları dinledim. Şu onarım, restorasyon konularında son zamanlarda yorum yapamayacak kadar sinirlendiğim için sustum… Selanik’ten ayrılıp Kavala’ya uğradık. Güzel bir öğle yemeği yedik. Kurabiyeciden kurabiyeler aldık ve sınıra doğru hareket ettik.
Mübadil değilim. Çok araştırdım, ailemde Balkanlardan veya Kafkaslardan göçle gelen bir kol yok ama Lozan Mübadilleri Vakfı ile gezmeyi seviyorum. Çünkü onların barış dilini, yeni acılar yaşanmasın, yaşananlar ders olsun diye verdikleri çabayı çok çok önemsiyorum. Başka gezilerde buluşmak üzere, emeği geçen herkese teşekkürler. Şimdilik sağlıcakla kalın, hoşça kalın…

Anahtar Kelimeler: Yeşim, Padar, Yazdı

    Yorumlar

GAZETE MANŞETLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

EN ÇOK YORUMLANANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

SENDE YAZ

Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

ARŞİV

Lozan Mübadilleri E Posta Grubuna Katıl

Powered by us.groups.yahoo.com

Yandex.Metrica

Instagram