23 Eylül 2017 Cumartesi

İstanbul'dan Yanya'ya

08 Mayıs 2012, 19:31
İstanbul'dan Yanya'ya
Lozan Mübadilleri Vakfı ve Derneği yöneticilerinin öncülüğünde düzenlenen Selanik,Yanya, Preveze, Parga, Arta (Narda), Kalambaka, Tırhala (Trikala), Yenişehir (Larissa), Serez ve Kavala yolculuğuna ben de katıldım.
Daha önce iki kez Yunanistan’a gitmiş, dedemin yaşadığı köyleri gezmiştim.
Ancak bu yolculuk farklıydı.
Yanya’yı ilk kez görecektim.
Hem kendi gözlerimle, hem de geçmişe yolculuğumuzun en önemli konuğu Lütfü (Karadağ) Bey Amca’nın gözleriyle.
Öyle de oldu.
Yolculuk süresince onun heyacanına tanık olduk.
Özellikle doğduğu topraklara ayak basınca gözlerinin içinin güldüğünü hiç unutamayacağım.
Ata topraklarında ilk günümüzde Selanik’teydik.
Kenti gezdikten sonra Atatürk’ün doğduğu eve gittik.
Lütfü Bey özel anı defterine, daha önceden yazdığı metni yapıştırarak imzaladı.
Karadağ şunları yazmıştı:
“Aziz Atam,
Senin doğduğun topraklara bugün bir kez daha geldim, bir kez daha evini gezdim.
Doğduğun bu evde aldığım her nefeste seni yaşadım, seni andım.
Sana, bize armağan ettiğin ülkenden yüreğimi getirdim.
Şükranımı daha başka nasıl ifade edebilirim ki...”

Selanik’in ve banliyösü Kalamaria’da İstanbullu ailenin işlettiği tavernada güzel bir gece geçirdikten sonra otelimize döndük.
Selanik ve Kalamaria, mübadeleden önceki adıyla Gelemerye, benim için özel bir yerdi. Çünkü Kılkış’ın Sarıdoğanlı Köyü’nde doğan annem hariç ailenin diğer bireyleri bir ara Selanik ve Gelemerye’de yaşamışlardı.
........
Gelelim Yanya’ya.
Yanya mutlaka gezilip görülmesi gereken bir kent.
Kentteki ilk günümüzde Yanya Kalesi, Aslanpaşa Camii, Fethiye Camii’yle Tepedelenli Ali Paşa’nın evini gezdik.
İkinci gün Yanya Belediye Başkanı Filippos Filios belediye meclis salonunda LMV/D heyetiyle Lütfü Karadağ’ı kabul etti.
Filios konuşmasına “Size yürekten hoş geldiniz” diyorum” sözleriyle başladı.
“Aranızda burada doğan Lütfü Bey’in olması beni ayrıca mutlu etti diyen Filios şöyle dedi:
“20. yüzyılın başında bu coğrafyada çıkan olaylar yüzünden sarsıcı bir dönem yaşandı. Ama aradan geçen 90 yıl sonunda halkların birbirine yaklaşması gerektiği, iki ülke arasında dostluk köprülerinin kurulması gerektiğıi ortaya çıktı. Geçmişte Yanya’da yaşayan Müslümanlar hakkında evimizde sohbetler olurdu, yakın çevremizde onlarla ilgili sevilen hikayeler anlatılırdı.”
LMV Genel Sekreteri Sefer Güvenç de “Buraya 90 yıllık özlemimizi gidermek için geldik. Aile büyüklerimizi temsilen de Lütfü Karadağ’ı getirdik.” diye konuştu.
Lütfü Karadağ ise duygulandıran konuşmasında, “Benim iki vatanım var. Burası doğduğum yer, Türkiye evimdir” dedi.
Bu kabulden sonra Lütfü Bey Amca’yla doğduğu eve gittik, doğduğu odayı gördük; onun heyacanını paylaştık.
Ve bir hafta erken de olsa 99. yaşına basışını doğduğu odada kutladık.
Geçmişe yolculuğumuzun Yanya bölümünü Miçkeli Dağı’ndan son bir kez kenti kuşbakışı seyrederek bitirdik.
Yanya’dan liman kentleri Preveze ve Parga’ya gittik.
Muhteşem Süleyman dizisinin, dolayısıyla Pargalı İbrahim’in Parga’ya daha değişik gözle bakma ve daha dikkatli gezme yolunda faydası oldu.
Meçova’da kısa bir dinlenmenin ardından Kalambaka’ya Meteora manastırlarını görmeye gittik. Kayaların tepelerindeki manastırlar çok ilginçti.
“Gökten zembille inmiş” deyiminin kaynağının bu manastırlar olabileceğini düşündüm.
Çünkü keşişler bir zamanlar manastırlara inip çıkmak için tellere asılı zembile benzer büyükçe sepetler kullanııyorlarmış.
Manastırların en büyüğü Meteoron’da bu yöntem hâlâ kullanılıyor.
Manastırları seyrederken aklıma bizim dervişlerin çile odaları geldi.
Dinler arasındaki benzerlik şaşırtıcıydı.
Tırhala’da bugün sergi salonu olarak kullanılan Mimar Sinan’ın eseri Osman Şah Camii’nden sonra Arta’da Faik Paşa Camii’ni ve Katerini yolu üzerindeki Hasan Baba Bektaşi Tekkesi’ni gördük.
Doğrusunu söylemek gerekirse cami ve tekkenin terkedilmiş hali beni üzdü.
Yanya dönüşü bir gece daha Selanik’te konakladıktan sonra dönüş günü gelip çatmıştı.
Sondan önceki duraklarımız Serez ve Kavala’ydı.
Serez’de bedesteni gezip kahve molası verdikten sonra Kavala’da Mehmet Ali Paşa İmareti, su kemerleri, eski Türk mahallesi ve bugün kilise olarak kullanılan Pargalı İbrahim Camii’ni gördük.
Son durağımız Dedeağaç’tı.
Dedeağaç’ta yolculuk boyunca bize yardımcı olan İstanbullu arkadaşımız Tanaş Çimbis’i bıraktıktan sonra limanda topluca anı fotoğrafı çektirdik.
Ve ondan sonra ver elini İstanbul.
........
Bize unutamayacağımız güzel anlar yaşatan ve anılar biriktirmemize sebep olan Lozan Mübadilleri Vakfı/Derneği yöneticilerine teşekkür ederim. 
Mübadiller Dedeağaç'ta

    Yorumlar

GAZETE MANŞETLERİ

EN ÇOK YORUMLANANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

SENDE YAZ

Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

ARŞİV

Lozan Mübadilleri E Posta Grubuna Katıl

Powered by us.groups.yahoo.com

Yandex.Metrica

Instagram