21 Ocak 2018 Pazar

Mavrova'dan Usturumca'ya

02 Ocak 2018, 16:41
Mavrova'dan Usturumca'ya
Kamil Büke
İTÜ’den 45 yıllık Arkadaş grubumuz ile yaptığımız Batı Trakya-Makedonya gezimizin, Makendonya kısmına geldik.
Manastır’a yakın olduğu için, Niki Kapısı üzerinden Yunanistan’dan Makedonya’ya geçtik. Burada Yunanistan’ın tüm komşularına karşı sürdürdüğü büyük Helen projesinin bir parçası olan “FYROM” yani “Former Yugoslav Republic of Macedonia” sorunundan başlayalım önce. Yunanistan’a göre Makedonya, bizim bildiğimiz Makedonya ve Batı Trakya ile birlikte tek bir bölge ve bu bölgenin başkenti Selanik. Ve bu bölgenin tamamında hak iddia ettiği için Makedonya’ya Makedonya denmesini BM’de veto etmiş! Kendilerinin icat ettiği FYROM, yani türkçesi Eski Yugoslavya Cumhuriyetine ait Makedonya diyorlar. İçin ilginci buna bütün dünyayı inandırmışlar. Tabii ki Makedonlar bu durumdan son derece rahatsız. Ama bizim için burası Makedonya Cumhuriyeti.
Eski Yugoslavya’dan ayrılarak kurulan devletlerden sadece Makedonya’da Türk toplumu var. Nüfus yapısına bakıldığında %64 Makedon, %25 Arnavut ve %4 Türk ve Arnavutlar ile birlikte Türkler önemli bir müslüman topluluk oluşturmaktadır.

Makedonya’nın Güneydoğusunda yer alan Niki kapısından önce Manastır (Bitola)’ya ulaştık. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu M.K.Atatürk, 1896-1989 yılları arasında Manastır’daki Askeri İdadi’de (Lise) okudu. Atatürk’ün okuduğu okul ve hatıraları titizlik ile saklanıyor. Balkan Turuna çıkan her vatadaşımızın mutlaka ziyaret ettiği bir yer. Manastır şehrinde Osmanlı eserleri muhafaza ediliyor. 1912’de Balkan savaşları sırasında Manastır, Osmanlı’nın idaresinden çıkmıştır. İshak Paşa Camii, Haydar Kadı Camii, Hamza Bey Camii, Hacı Mahmut Bey Camii, Yeni Camii önemli Osmanlı eserleridir. İshak Paşa Camii ile Yeni Camii arasında yine Osmanlı eseri olan Saat Kulesi var. Ve ünlü “Manastırın Ortasında Var Bir Havuz” türküsüne konu olmuş çeşme ve havuz burada.
Yüzbin’e yakın nüfusu ile Manastır, Makedonya’nın en önemli sanayi ve ekonomi şehridir. Birçok ülkenin konsoloslukları vardır. Haziran sonunda baskın bir yaz sıcağı altında Manastır’da öğlen yemeğimizi yedik ve Resne’ye doğru yola çıktık.
Resne, Manastır ile Ohrid arasındaki yol üzerinde. Resne’de koruması tarafından öldürülen Resne’li Niyazi Bey’in Konağı var. Resne’li Niyazi Bey, İttihat ve Terakki Cemiyetinin önde gelen kişilerinden birisi idi. Abdülhamit’e karşı ilan edilen 2.ci Meşrutiyetin ilanında önemli rol oynamış ve Selanik’te Hürriyet Kahraman’ı ilan edilmiştir.

Ve tarihi ve turistik Ohrid şehri ve Ohrid gölü. 6000 yıllık bir geçmişe sahip Ohrid, 1395’te Osmanlı toraklarına katılmış. 1912 Balkan savaşına kadar Osmanlı idaresinde kalan Ohrid çevresinde 3 göl var. Ohrid, Prespa ve Küçük Prespa Gölleri. Prespa Gölleri, yaklaşık 150 metre daha yüksek olduğundan, Ohrid Gölünü beslemektedir. Unesco’nun koruması altındaki Ohrid evleri, Safranbolu evleri tarzındadır.
Ohrid’te akşam Türk Çarşısında, çömlekte pişirilen meşhur Makedon kuru fasulyesi ve köftesi ile günümüzü noktaladık. Gece konaklamamız Ohrid gölü çevresindeki diğer şehir olan Struga’da idi.
Sturuga’da birçok turistik otel var. Sabah erken kalkıp Ohrid gölünde kulaç attık ve kahvaltı sonrası Kalkandelen (Tetova)’ya doğru yola çıktık.
Ohrid Gölü, komşu Arnavutluk devleti ile paylaşılmış durumdadır. Makedonya’da 2.ci çoğunluğu oluşturan Arnavutlar ile Makedon hükümeti arasında zaman zaman gerilimler oluşmaktadır. Burada Arnavutların, bilinen inatçı ve milliyetçi karakterlerini, Ohrid Kalkandelen yolu üzerindeki dağlık bölgelerde bazı evlerde çekilmiş olan Arnavut Bayrağı ile sergiliyorlar.

Ohrid’te, Üsküp’ten sonra 2.ci Uluslararası Havalimanı var. Ohrid – Kalkandelen arası dağlık bir bölge ve bu bölge’de Ohrid – Kichevo - Üsküp arası otoyol inşaatı vardı. Önemli kısmı tamamlanmış gözüküyor. Kichevo’dan sonra yolumuzun üzerinde batı tarafı Mavrova Milli Parkı.
Yol boyunca, Ohrid’li rehberimiz ile beraber koro halinde söylediğimiz “Manastır’ın Ortasında var bir Havuz”, “Vardar Ovası” türkülerinden meşhur Mavrova türküsüne geçtik.

Mavrova’dan Aldım Sümbül Bir Okka Nohut
Al Beni Bre Sar More Sümbül Yanında Uyut

Gel Yanıma Gir Canıma Ayletme Beni
Yedi Da Sene Mapista Yatsam Saracam Seni

Mavrova’dan Çıktın Sümbül Üç Gün Eylendin
Üç Günün İçinde Sümbül Kimi Beğendin

Gel Yanıma Gir Canıma Ayletme Beni
Yedi Da Sene Mapista Yatsam Saracam Seni

Mavrova’dan Aldım Sümbül Bir Okka Biber
Kazada Kaza Geldim Sümbül Yok Senden Dilber

Gel Yanıma Gir Canıma Ayletme Beni
Yedi Da Sene Mapista Yatsam Saracam Seni

Mavrova Milli Parkı’nı bir başka geziye bırakarak Kalkandelen (Tetova)’ya ulaştık. Burada ünlü Harabati Baba Bektaşi Tekkesi var. Türkiye’den devletin üst makamların Makendonya’ya gelenler mutlaka Kalkandelen’e de gelip, bu Bektaşi Tekkesini ziyaret ederler. Bu bölge’ye 2011’den sonra ikinci gelişim. Tekke’de garip bir durum vardı. Tekke geneline Türkiyenin’de desteklediği bir başka grup hakim olmuş, Bektaşi Babası, geniş bahçe içindeki kendilerine ait binalarda faaliyetlerine devam ediyordu.

Arabati Tekkesi, 1538 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın kayınbiraderi olan Sersem Ali Baba tarafından kurulmuştur. Ali Baba, Kanuni’nin ilk eşi Mahidevran Sultan’ın ağabeyi. Günümüze kadar gelen Tekke, Yugovlavya’nın parçalanarak bağımsız Makedonya’nın kurulmasında da karargah olarak kullanılıyor. Kalkandelen’deki diğer önemli eser ise 1438’de iki kız kardeş tarafından Pena nehri kenarına yaptırılan Alaca Camii’dir. Zarif işlemeleri ve mimari yapısı ile özgün bir eserdir.
Kalkandelen’den sonra hedefimiz başkent Üsküp (Skopje). 1392 yılında yani İstanbul’dan 61 yıl önce Osmanlı topraklarına katılmış çok önemli bir şehir. Başkent. Vardar nehrinin tam ortasından geçtiği şehirde halen kullanılan önemli Osmanlı eserleri var. Ancak 2000’li yıllardan beri Ortodoks Makedon Hükümetleri, Türkiye’nin gerek Üsküp’te gerekse diğer Makedon şehirlerinde önemli restorasyonları yapmış olmasına karşılık, Üsküp’ü, Üsküp olmaktan çıkaran ve Büyük İskender’in antik devleti ve ailesi ile birlikte, slav ve yunan ırkından farklı bir etnik kültürü ortaya koymaya çalışıyorlar. Büyük İskender aynı zamanda Yunanlılar ile Makedonlar arasında paylaşılamayan tarihi bir kişilik. 2011 yılında bu kültürel restorasyonların henüz başında iken Üsküp’ü sevimli bulmuştuk. Ancak yapılan abartılı heykeller artık rahatsızlık verici boyuta gelmiş, şehri çirkinleştirmiş. Bu abartılı heykeller, Üsküp’ün merkezinde, ortasından geçen Vardar nehri ve Fatih Sultan Mehmet Taş Köprüsü etrafında. Üsküp olmuş Skopje kısaca.

Gezimizin 5.ci günü sabah Üsküp’ten ayrılıyoruz. Rotamız İştip, Usturumca ve Selanik. Usturumca (Strumica)’ya ilk kez gittim. Makedonya’nın, Kuzey Doğu tarafında. Eşimin Anne-Baba tarafı Ustrumca’dan Lozan Mübadelesinde gelmişler. Aradığımız Köyleri bulduk. Tabii yıllarca söylene söylene isimler devşiriliyor. Bizlerin Südiçe dediği köyün ismi Svidovica, ilk uğradığımız köy. Şu anda köyde bizlere ait hiçbir iz kalmamış. Makedon şehirlerinde her cami çevresindeki dükkan yada kıraathane vs. yerlerdeki iletişim kurabileceğiniz, Türkçe konuşanlar burada yok. Ova içinde tarım yapılan köyler. Buradan, diğer köye Ednokucevo’ya geçtik. Köylerden dönüşte, Strumica’dan geçtik. Beklediğimizden daha fazla gelişmiş düzgün yapılaşma içinde bir şehir.. Öğlen yemeğimiz yine nefis Makedon köftesi oldu. Buradan artık konaklamak için Selanik’e doğru yola çıkabiliriz.

6.günde ise rotamız, Selanik – Drama – İpsala Hudut kapısı oldu. Drama’da şehir merkezindeki görülmeye değer Agias Varvaras doğal Parkında mola ve yemek zamanı. Yol üstündeki bir tesisten taze bademli Kavala kurabiyelerinden paket paket alarak İpsala hudut kapısına ulaştık.
Gezi notlarını sonlandırırken, Ohrid’li rehberimiz İbrahim’in anlattığı Makedon fıkrasını sizler ile paylaşayım.
AB’ye girme çalışmaları içindeki Makedonya’da bir Makedon köylünün çiftliği AB’li gözlemciler tarafından denetlenmektedir. Gözlemciler, çiftlikteki domuzları nasıl beslediği sorduğunda, Köylü,”ne buluyorlar ise onu yiyorlar” deyince, memurlar 5.000 euro ceza keserler. İkinci gelişlerinde aynı soruya hazırlıklı olan köylü, Makedonların 1. numaralı yiyeceği olan kuru fasulye ile domuzları beslediğini söyleyince, memurlar, domuzlar dengesiz besleniyor diye 2.kez ceza keserler. Aradan bir süre geçtikten sonra memurlar 3.cü kez domuz çiftliğine geldiklerinde bu kez Makedon köylünün cevabı şu şekildedir. “Valla Memur Bey, ben her gün bunlara 3 euro veriyorum, onlar ne isterse onu yiyorlar karışmıyorum” der.

Saygılarımla
Kamil Büke

 

    Yorumlar

GAZETE MANŞETLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

EN ÇOK YORUMLANANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

SENDE YAZ

Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

ARŞİV

Yandex.Metrica

Instagram