17 Aralık 2017 Pazar

Sabiha Nazmi Sertel

26 Temmuz 2015, 20:31
Sabiha Nazmi Sertel
 Sabiha Nazmi-Sertel, 1895 yılında Selanik'te doğdu. O dönemdeki adıyla Mehmet Zekeriya, 19l l'de Selanik Hukuk Fakültesi'nde okurken bir yandan da Yeni Felsefe adında bir dergi çıkarıyordu. Bu dergi, o sıralarda Selanik'te esmekte olan Meşrutiyet havasına uygundu; geçmişe sırt çevirip ileriye bakmak; batılılaşmak, batı kültüründen faydalanmak, Batı'nın siyasi kurumlarını örneğin parlamentoyu ve meşruti idareyi getirmek istil ss Aykm Kadınlar yordu. Pozitivist felsefeyi, müspet bilimi kabul etmek günün en popüler konularıydı. Mehmet Zekeriya çıkardığı dergide bu ilkelere yer veriyor, en çok da Osmanlı toplumunda kadının köleleştirilmesi, arkaik geleneklerin, batıl itikatların toplumu geriye götürmesi üzerinde duruyordu. M. Zekeriya, aynı yıl Hayat ve Şebab (Yaşam ve Gençlik) başlıklı bir de kitap yayınladı. Burada geleceğin gençliğin elinde bulunduğu ve bu nedenle gelecek kuşaklan müspet bilimle eğitmenin önemi üzerinde durdu. Liseyi henüz bitirmiş olan Sabiha Nazmi de, Yeni Felsefe dergisine yazılar gönderiyor, orada Osmanlı toplumunda kadının utanç verici durumunu eleştiriyordu. Mehmet Zekeriya, Sabiha Nazmi'nin yazılarını çok be­ ğeniyordu. Birbirlerinin yazılarını çok beğenen bu iki insanın, o günün koşullarında, görüşmeleri olası değildi. Evlenmek için yaptıkları görüşmeler bile bir aracının yardımıyla gerçekleşmişti. Ancak Mehmet Zekeriya, şöyle diyecekti: "Ben henüz 19 yaşındayım. Babamı yeni kaybettim. Öksüz kalan dört kardeşimin sorumluluğu benim üzerimde. Henüz tahsilimi bitirmedim, bir meslek edinmedim, evlenmeyi düşünecek durumda değilim". M. Zekeriya bir süre sonra bir burs bularak Fransa'ya gitti. Sorbonne Üniversitesi'nde sosyoloji okudu. 1. Dünya Savaşı çıkınca 1914 yılında Istanbul'a döndü. Böylelikle de evlenmeleri nihayet 1915'te lstanbul'da ger­ çekleşti. O sırada İstanbul savaşın sıkıntılarını yaşıyordu. Mehmet Zekeriya, evini Muhacirin Müdüriyeti'nden aldığı küçük bir memur maaşı ile geçindirmek zorundaydı. 191 7'de ilk çocukları Sevim doğduğu zaman, bütçeleri karaborsaya yetişmiyor, çocuğun gıdasını sağlamak için gerekli olan şeker, süt gibi ürünleri bile alamıyorlardı. ls6 Roman Gibi Yaşanan Bir Hayat Sevim bir savaş çocuğuydu. Sonraları hep, "savaş koşulları içinde o çocuğa bakamadık," diyeceklerdi. Savaş bitip mütareke imzalanınca İstanbul işgal edildi ve bir direniş başladı. Sabiha-Zekeriya çiftinin İstanbul'daki evleri direniş merkezlerinden biriydi. Burada, Büyük Mecmua adında bir dergi çıkarılıyordu. Bu sı­ rada Zekeriya 23, Sabiha 20 yaşındaydı. Derginin başyazılarını Halide Edip yazıyordu. Derginin diğer yazarları ise, M. Zekeriya ile birlikte, Falih Rıfkı, Köprülüzade Fuat, Reşat Nuri, Faruk Nafiz, Ömer Seyfettin gibi gü­ nün en üst düzey aydınları ve yazarlarıydı. 1919'da, lzmir'in işgaliyle ilgili sayı İngiliz sansüründen geçmedi ve Mehmet Zekeriya derginin sorumlu müdürü olarak Bekir Ağa Bölüğü denen hapishaneye gönderildi. Bu durumda Sabiha, derginin sorumlu müdürlüğü­ nü üstüne aldı ve Halide Edip'le beraber çalışmaya baş­ ladı. Halide Edip'in, bütün vatandaşları vatanı koruma yeminine çağırdığı Sultanahmet Mitingi'nde o da bulunuyordu. O günden sonra Halide Edip ona bir görev verdi: Kendisiyle direniş hareketinin başında bulunan Esat Paşa arasında habercilik yapacaktı. Artık Anadolu hareketi başlıyordu. Zekeriya'ya ise Anadolu'ya gizli silah ve adam ka­ çırma görevi verilmişti. Mustafa Kemal Anadolu'ya çıkmış, lstanbul'da direniş hareketini idare eden bir Meclis kurulmuştu. Sabiha'nın görevi, Halide Edip'ten aldığı yazılı mesajları çarşafının altında gizleyerek Milli Meclis başkanı Esat Paşa'ya götürmek, Esat Paşa'dan aldığı yanıtları da Halide Edip'e iletmekti. Sabiha kocaman bir kurtuluş hareketi içinde kendisine verilen bu görevi çok küçük bulmuştu. Zaten bu mekik dokuma da fazla uzun sürmedi. Aykm Kadınlar Halide Edip'ten, Sabiha-Zekeriya çiftine ikinci bir teklif geldi. On iki Türk gencine Amerika'da okumak üzere bir burs sağlanmıştı ve Halide Edip de, Sabiha ile Zekeriya'yı bu listeye koydurtmuştu. Uzun boylu dü­ şündüler. Tam bir kurtuluş hareketi başlamıştı ve onlar yurdu terk edeceklerdi. Öte yandan her ikisi de eğitimlerini tamamlamış değillerdi. Bu düşük bilgi düzeyinde vatana katkıları sınırlı olacaktı. Yüksek tahsil her ikisinin de idealiydi. Bilgi düzeylerini yükseltmek ve memleket için daha verimli olabilme isteği galip geldi. iki buçuk yaşındaki küçük kızları Sevim'le beraber New Y ork'un yolunu tuttular. Burada Zekeriya Columbia Üniversitesi'nde gazetecilik, Sabiha ise New York Sosyal Bilimler Okulu'nda sosyoloji okuyacaktı. O günlerde 1917 Sovyet Devrimi henüz çok tazeydi. Amerikan üniversite çevrelerinde bu devrimin etkileri görülüyordu. Profesörleri Sabiha ile Zekeriya'ya Marx'ın ve Engels'in kitaplarını öneriyorlardı. Özellikle August Bebel'in Kadın ve Sosyalizm isimli kitabı Sabiha'nın kafasında şimşekler çaktırmıştı. Oysa bu fikirler Zekeriya için pek de yeni sayılmazdı; O, daha Sorbonne yıllarında sorunun zekat, yani fakire yardım olmadığını, sömürüyü ortadan kaldırmak gerektiğini öğrenmişti. Yani işçi emeğinin karşılığını almalıydı, sadaka değil. Şimdi Amerika'da bu bilincin üzerine Marx ve Engels'in kitapları geliyordu. Amerika'daki Sabiha-Zekeriya çiftinin kalbi bir taraftan da Anadolu'da atıyor, Kurtuluş hareketi güçlendikçe heyecanları daha da artıyordu. Sabiha Hanım, Amerika'daki Türk işçileri arasında değişik sosyal araş­ tırmalar yapıyor, birçok yerde, özellikle de Detroit'te iş­ çi topluluklarına konferanslar veriyor ve aynı zamanda lss Roman Gibi Yaşanan Bir Hayat Anadolu hareketi için önemli miktarlarda para topluyordu. Topladığı yardımlar o kadar yüksek rakamlara ulaşmıştı ki, sonunda Ankara Çocuk Esirgeme Kurumu (o zamanki adıyla Himaye-i Etfa/) Başkanı Fuat Bey paraları parayı teslim almak için New York'a gelecekti. Zekeriya ise, artık Amerikan gazetelerine yazı yazabilecek kadar İngilizceye hakim duruma gelmişti ve New York Times gazetesine yazdığı yazılarda Anadolu'daki Kurtuluş Savaşı'nı anlatıyordu. Amerikan kamuoyuna bunun sıradan bir isyan olmadığını ve düzenli bir kurtuluş savaşının söz konusu olduğunu anlatmak gerekiyordu. M. Zekeriya bu gazetede Ocak 1922'de çıkan bir yazısında, Ankara'da yeni kurulan düzende artık padişaha ve hanedana yer olmadığını yazıyordu. Başka bir yazısında ise, Halide Edip'i Türkiye'nin ateşli jeanne d'arc'ı olarak tanıtıyor ve Kurtuluş Savaşı'nın öyküsünü anlatıyordu. lkinci çocukları Yıldız, 1 922 sonlarında New York'ta doğdu. Artık eğitimleri sona eriyor, Türkiye'ye dönüş tarihleri iyice yaklaşıyordu. Bu düşleri 1923'te gerçekleşti. llk durakları lstanbul'du. Ancak en büyük özlemleri biran evvel Ankara'ya ulaşmak ve yeni kurulan düzende kendilerine düşecek görevleri yerine getirmekti. Ne var ki bu rüya istedikleri gibi gerçekleşmedi. Türkiye'ye döner dönmez Mehmet Zekeriya, soluğu Ankara'da aldı. Çok geçmeden Basın-Yayın Genel Mü­ dürü oldu, ailesini de Ankara'ya getirtti. O günlerde, Ankara çamurlar içerisinde, sefaletin kol gezdiği ilkel bir kentti. Ancak lstanbul'da hala hilafeti destekleyen bir basın vardı. lşte bu yüzden, sokakları çamurlu bu küçük kasabada esmekte olan yeni kuruculuk havası onları mutlu etmeye yetiyordu. ls9 Aykın Kadınlar Sabiha Zekeriya, Amerika'da edindiği bilgilere dayanarak, bir "Sosyal inceleme Projesi" gerçekleştirmek istiyordu. Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı Fuat Bey'in desteğiyle bu projeyi hazırladı. Ne var ki proje, kurulda beğenildiği halde, Türkiye'nin o günkü koşullarına uygun bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi. işin aslı, Mustafa Kemal'in eşi Latife Hanım, projeye karşı çıkmıştı. Öte yandan, tam bu sırada çıkartılan Takrir-i Sükun Yasası ile basına sansür getirilmişti. Meşrutiyet döneminden beri demokrasi ve düşünce özgürlüğü için mücadele etmiş olan M. Zekeriya, bu yasanın çıkmasının ardından derin bir şok geçirmiş ve Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'nden istifa etmişti. Ardından Sabiha-Zekeriya çifti lstanbul'a döndü. Mehmet Zekeriya'nın lstanbul'da yaptığı ilk iş Cumhuriyet gazetesinin kurucuları arasına katılmaktı. Mustafa Kemal'in isteğiyle lstanbul'da çıkarılmasına karar verilen bu gazetenin sahibi Yunus Nadi'ydi ve milletvekili olduğu için Ankara'dan uzun süre ayrılamıyordu. Bu nedenle gazeteyi fiilen çıkarma görevini Mehmet Zekeriya'ya verdi. M. Zekeriya'yı Selanik'te 19l l'de çıkarmakta olduğu Rumeli gazetesinde çalışmış yetenekli bir gazeteci olarak tanıyordu. Yunus Nadi, Nebizade Hamdi ve Mehmet Zekeriya'dan oluşan bir şirket kuruldu. 7 Mayıs 1924'te çıkan Cumhuriyet Gazetesi'nin ilk sayısı­ nı fiilen Mehmet Zekeriya çıkardı; ancak şirketteki bazı ayak oyunları yüzünden, bir süre sonra gazeteden ayrılmak zorunda kaldı. Sabiha Hanım, 1924-1 931 yılları arasında eşiyle beraber Resimli Ay dergisini çıkardı. Makalelerinde işçi sınıfının haklarını savundu, sosyal ve politik düzeni eleş­ tiren yazılar yazdı. Cevat Şakir'in dergide yayınlanan bir l6o Roman Gibi Yaşanan Bir Hayat yazısı yüzünden eşinin Sinop'ta kalebentliğe mahkum edilmesi üzerine, dergiyi üç yıl tek başına yönetti. 1 929 yılında dergide yayınladığı "Savulun Geliyorum" başlıklı yazısı nedeniyle mahkemeye sevk edildi ve "neşriyat yüzünden mahkemeye sevk edilen ilk Türk kadını" oldu. 1927-1928 yıllan arasında eşi Mehmet Zekeriya Bey ve Faik Sabri (Duran) Bey ile birlikte Çocuk Ansiklopedisihi hazırladı. 1932 yılında Cumhuriyet gazetesi tarafından çıkarılan Hayat Ansiklopedisi'nde çalıştı. Resimli Ay'ın 1931 yılında kapatılmasıyla yazı yayınlama olana­ ğından yoksun kaldı ve 1936 yılına kadar çeşitli sosyalist yayınları tercüme edip yayınlamakla meşgul oldu. 1935 yılında Resimli Her Şey adlı bir haftalık dergi çı­ kardı. llk sayısı 28 Eylül 1935'te çıkan derginin yazı kadrosu Nazım Hikmet ve arkadaşlarından oluşuyordu. Bu derginin kapatılmasının ardından 1936 yılının Mart ayında Projektör adlı aylık bir fikir dergisi çıkardı. Ancak, dergi daha ilk sayısında kapatıldı. Bunun üzerine eşiyle birlikte Tan Gazetesi'nde çalışmaya başladı. 1936 yılında lş Bankası'ndan satın alı­ nan gazete, özellikle II. Dünya Savaşı yıllarında faşizm karşıtı görüşleriyle ilgi toplamıştı. Sabiha Sertel'in gazetede yazması birkaç kez yasaklandı ve gazete yönetimi yayına devam edebilmek için İçişleri Bakanı'nın sözlü uyarılarına boyun eğmek zorunda kaldı. II. Dünya Savaşı sonrasında, Demokrat Parti ileri gelenlerinin kurmaya çalıştığı lleri Demokrasi Cephesi adlı politik girişimin içinde yer aldı ve bu girişimin yayın organı olan Görüşler adlı dergiyi çıkardı. 1 Aralık 1945 günü okura sunulan dergide iki yazısı yer aldı. 1 1 161 Aykın Kadınlar Görüşlerin okurla buluşmasından üç gün sonra, 4 Aralık 1945 günü, CHP'nin kışkırttığı binlerce kişi, bazı sol gazetelerle birlikte Tan Matbaası'm da yerle bir etti. Serteller bu saldırılar sırasında linç edilme tehlikesiyle yüz yüze gelmiş olmalanna rağmen, bu olaylardan sorumlu tutularak 3 ay tutuklu kaldılar. Daha sonra beraat etseler de, Tan olayından ve haklarında açılan diğer davalardan dolayı epeyce yıprandıkları için 1950 yılında ülkeyi terk ettiler. Sabiha Sertel, sürgün yıllanm Paris, Budapeşte, Moskova ve Bakü'de geçirdi. Türkiye Komünist Partisi'nin çalışmalarına katıldı. Budapeşte Radyosu'nun Türkçe yayınlar servisinde ve TKP'nin yayın organı olan Bizim Radyo'da çalıştı. Yaşamının son yıllarında Türkiye'ye dönme talebinde bulundu; ancak reddedildi. Sabiha Nazmi'nin Selanik'te başlayıp, İstanbul, New York, Ankara, Paris, Budapeşte, Moskova'da devam eden serüveni, nihayet 2 Eylül 1968 günü Bakü'de noktalanmış oldu. Mezarı Bakü'de, Fahri Hıyabanda olan Sertel'in anı­ larını topladığı Roman Gibi adlı kitabı, ancak ölümünden sonra, 1969 yılında yayınlanabildi. 1998 yılında ise Nilgün Eroglu Maktav tarafından, Bir Roman Gibi adıyla hayatını anlatan bir belgesel yapıldı. 

Aykırı Kadınlar kitabından alınmıştır

    Yorumlar

GAZETE MANŞETLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

EN ÇOK YORUMLANANLAR

BUGÜN

BU HAFTA

BU AY

SENDE YAZ

Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

ARŞİV

Lozan Mübadilleri E Posta Grubuna Katıl

Powered by us.groups.yahoo.com

Yandex.Metrica

Instagram